Normal şartlarda güçlü bir devletin, başka bir egemen devlete müdahale etmesi onur kırıcıdır. Hiçbir millet, başka bir ülkenin askerî ya da siyasi baskısıyla karşı karşıya kalmak istemez. Ancak çoğu zaman gözden kaçan daha ağır bir durum vardır: Bir milletin, devlet yönetim makamlarını gayrimeşru yapılara kaptırması.
Bir devlet, eğer terör örgütlerinin, organize suç ağlarının ya da yolsuzlukla beslenen yapıların kontrolüne girerse; o noktadan sonra mesele “egemenlik” tartışması olmaktan çıkar, devletin varlığı tartışmasına dönüşür.
Devlet Ne Zaman Çökmüş Sayılır?
Bir ülkede şu tablo ortaya çıkmışsa:
-
Devlet kurumları gayrimeşru kişiler tarafından yönetiliyorsa
-
Paralel silahlı yapılar oluşmuşsa
-
Resmî ordu ve güvenlik birimleri işlevsizleştirilmişse
-
Anayasal hukuk fiilen uygulanamaz hâle gelmişse
artık Anayasal düzen çökmüş demektir.
Bu durumda dışarıdan bakıldığında “müdahale” gibi görünen şey, aslında bir devletin kendi başına toparlanamayacak hâle geldiğinin kabulüdür.
Uluslararası Hukuk Ne İçin Vardır?
Uluslararası hukuk, güçlü devletlerin keyfi müdahalelerini meşrulaştırmak için değil;
Yasal bir devletin Anayasal hukuku tamamen çöktüğünde, toplumun korunması için vardır.
Bir devlet kendi halkını koruyamıyorsa,
hukuku işletemiyorsa,
meşru kurumlarını kaybetmişse,
uluslararası mekanizmalardan yardım talep etmesi ayıp ya da suç değildir.
Bu, bir çaresizlik ilanı değil; bir kurtarma, yardım çağrısıdır.
Bu çerçeveden bakıldığında Venezuela örneği, birçok kişi için geç kalınmış bir müdahale olarak da okunabilir.
Asıl Sorun: Müdahalenin “Şova” Dönüşmesi
Ancak burada asıl rahatsız edici olan nokta şudur:
Bazı siyasi aktörlerin bu süreci hukuki bir zorunluluk gibi değil, adeta bir güç gösterisine dönüştürmesi.
Özellikle Donald Trump döneminde yapılan bazı açıklamalar, meseleyi çözmekten çok daha büyük soru işaretleri doğurdu. Hukuk dili yerine meydan okuyan, kışkırtıcı ve tüm dünyaya adeta birleşin ve Amerika'yı haritadan silin dercesine seslenen söylemleri, ister istemez şu soruları gündeme getiriyor.
Cevaplanması Gereken Rahatsız Edici Sorular
Bugün artık sormaktan kaçamayacağımız sorular var:
1. Ortadoğu hangi ülkeler için boşaltılıyor?
Sürekli savaş, göç ve istikrarsızlık üreten bu coğrafya, kimin çıkarına yeniden şekilleniyor?
2. Amerika'da neden tüm dünyaya “bize karşı birleşin” çağrışımı yapan türden kışkırtıcı ve nefret uyandırıcı açıklamalar yapılıyor?
Bu söylemler bir savunma refleksi mi, yoksa daha büyük bir çatışmanın zemini mi hazırlanıyor?
3. Türkiye neden onlarca ülkenin kabul etmek istemeyip başından def etmek istediği nüfusla dolduruluyor?
Üstelik bu yalnızca savaş mağdurlarıyla sınırlı değil; Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun kendi içinde taşımak istemediği tüm insan yığınları Türkiye’ye yönlendiriliyor.
Bu sorular, insani hassasiyetleri yok saymak için değil; uzun vadeli güvenlik ve egemenlik risklerini anlamak için sorulmalıdır. Çünkü sadece insanlarla değil, basbayağı Avrupa ve Ortadoğu'nun çöpleri de Türkiye'ye gönderiliyor.
Korkutucu İhtimaller ve Büyük Sessizlik
Ortaya çıkan tablo ister istemez daha karanlık ihtimalleri düşündürüyor:
Acaba dünya yeniden büyük bir jeopolitik kırılmaya mı hazırlanıyor?
Acaba bazı coğrafyalar, tamamen haritadan silinmek için mi hazırlanıyor, kitle imha silahları Türkiye ve Amerika'yı haritadan silmek için mi kullanılacak? Türkiye bu yüzden mi, geri dönüşümsüz biçimde talan edilip yağmalanıyor?
Bunlar kesin hükümler değildir.
Ancak şurası kesindir: Sorulmayan sorular, başkalarının seni oyalayarak uyutmaya devam etmek için verdiği sahte cevaplara mahkûm eder.
Sonuç: Sessizlik Değil, Bilinç Gerek
Bu yazının amacı korku üretmek değil;
bilinçli bir sorgulama zemini oluşturmaktır.
Devletlerin içten çökmesi, dış müdahaleden daha tehlikelidir.
Uluslararası hukuk, güçlülerin sopası değil; çöken düzenlerin son emniyet kemeri olmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder