Tanıdık Bir Oyun
Merhaba,
Bugün size tuhaf ama aslında oldukça tanıdık bir senaryodan bahsedeceğim. Bazılarının “kehanet” dediği şeyler var ya… Belki de onlar hiç de kehanet değildir. Belki de birilerinin önceden yazıp sonra sahneye koyduğu senaryolardır.
Aytunç Altındal ve Abdullah Gül Örneği
Aytunç Altındal ismini duymayan pek yoktur. Derin, mistik ve istihbarat konularında yaptığı araştırmalarla bilinen bir yazardı.
Bir söyleşisinde şunu söylemişti:
“11. Cumhurbaşkanı döneminde Türkiye’nin yıkılışı başlayacak.”
Peki bu söz sadece bir tesadüf müydü? Yoksa önceden planlanmış bir sembol mü?
Bu tür semboller, tesadüf gibi görünür ama aslında toplumsal bilinçaltına mesaj vermek için kullanılır. Yani bize “kehanet” diye sunulan şey, aslında önceden hazırlanmış bir sinyal olabilir.
Leonidis’in Kehanetleri
Bir diğer örnek: Leonidis’in kehanetleri…
Deniliyor ki, 17 kehanet yazmış ve bunların 16’sı gerçekleşmiş. Herkesin dilinde kalan sonuncusu ise şu:
“Aman dikkat, bu bizimle, bizim ülkemizle ilgili!”
Burada asıl soruyu sormamız gerekiyor:
-
Bu “kehanetler” neye dayanarak yazıldı?
-
Kimler tarafından ortaya çıkarıldı?
-
Kime hizmet ediyorlar?
Gerçekten geleceği gören insanlar mı var, yoksa birileri “toplum mühendisliği” yaparak geleceği şekillendirme çabasına girip Tanrıcılık mı oynuyor?
Kehanetler, Toplum Mühendisliği ve Algı Yönetimi
Benim tespitim şu: Bazı karanlık güçler, “kehanet” adı altında sipariş kitaplar yazdırıyor.
Bu kitaplar ve senaryolar farklı araçlarla halka yayılıyor.
Sonuç?
-
Halkın bilincine korku, umutsuzluk, kadercilik yerleştiriliyor.
-
Zamanla bu “kehanetler” gerçekleşmiş gibi oluyor. Çünkü aslında onlar, daha önceden hazırlanmış planların uygulanmış hâli.
Yani bu bir kehanet değil, tamamen bir algı operasyonu.
Önce halkın gardını kırıyorlar, sonra planı devreye sokuyorlar.
Gariban halk da “Zaten olacağı söylenmişti” diyerek boyun eğiyor.
Sadece Türkiye’de mi?
Hayır. Bu oyun yalnızca Türkiye’de oynanmıyor.
Dünya genelinde aynı yöntem uygulanıyor.
-
Nostradamus’un kehanetleri: Her olaydan sonra birileri onun satırlarını bulup “Bak, işte yazıyordu” diyor.
-
Hollywood filmleri: Çoğu birer zihin kodlama aracı.
-
Pandemi öncesi diziler ve kitaplar: Toplumu bilinçaltında hazır hale getirmek için kullanıldı.
Kısacası bu bir “kehanet” değil; bu psikolojik harp.
Son Söz: Gelecek Kimin Senaryosu?
Şimdi bir düşünün:
Biz gerçekten “olması yazılmış bir geleceği” mi bekliyoruz?
Yoksa birilerinin planladığı, sonra da bize “Zaten olacaktı” diye yutturulan bir senaryoyu mu kabulleniyoruz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder