Ekonomiyi soğutmak adına alınan kararların, toplumu da soğuttuğunu konuşabiliyor muyuz?
Kredi vadelerinin kısalması teknik olarak rasyonel bir tercih olabilir. Enflasyonu düşürmek, iç talebi dengelemek, finansal riski sınırlamak… Makro ölçekte bakıldığında bu adımların kendi içinde bir mantığı vardır.
Ancak mesele yalnızca makro dengeler değildir.
Bir ekonomik kararın başarısı sadece faiz oranı ve vade hesabıyla ölçülemez. O kararın küçük esnafın nakit akışına, dar gelirlinin ödeme kapasitesine, girişimcinin risk iştahına ve hatta toplumun psikolojik dayanıklılığına etkisi de hesaba katılmalıdır.
Bugün ortaya çıkan tablo ise şu soruyu zorunlu kılıyor:
Ekonomik kararların toplumsal maliyeti gerçekten hesaplanıyor mu?
Vade Çelişkisi
İhtiyaç kredilerinde işe yaramayacak miktarlar 36 aya yayılırken, gerçekten üretime dönüşebilecek tutarların 12 ay gibi kısa bir vadeye sıkıştırılması ciddi bir çelişki yaratıyor.
Kısa vade demek yüksek taksit demektir.
Yüksek taksit demek yatırımın geri dönüş süresinin daralması demektir.
Bir işin kendini amorti etmesi 18–24 ay sürebilirken, 12 aylık geri ödeme baskısı altında o kredi nasıl üretime dönüşebilir?
Bu noktada kredi, bir kalkınma aracı olmaktan çıkar; bir dayanıklılık testine dönüşür.
Borç ve Psikoloji
Finansal baskı arttıkça bireylerin risk alma eğiliminin yükseldiği artık bilinen bir gerçektir. Davranışsal ekonomi literatürü bunu açıkça ortaya koyar: Kaybedecek şeyi azalan insan, daha büyük risk almaya yatkındır.
Geliri daralan, ödeme baskısı artan, geleceğe dair umudu zayıflayan bireylerin hızlı kazanç vaadi sunan alanlara yönelmesi yalnızca kişisel zaaf değildir. Bu, ekonomik sıkışmanın psikolojik sonucudur.
Bu durumda sormak gerekir:
Ekonomik denge politikaları tasarlanırken bu sosyal ve psikolojik etkiler hesaba katılıyor mu?
Ahlaki Bir Soru
Ekonomik kararlar teknik olarak doğru olabilir.
Ancak teknik doğruluk, toplumsal adalet anlamına gelmez.
Eğer kredi mekanizması gerçekten üretimi desteklemek için varsa, o halde vade yapısı üretim döngüsüne uygun olmalıdır. Eğer bu mümkün değilse, “erişim varmış” hissi yaratmak adına borçlanma kanallarını açık tutmak ne kadar anlamlıdır?
Kredi ya gerçekçi bir çerçevede yapılandırılmalı,
ya da yalnızca kısa vadeli rahatlama hissi sunan bir araç olmaktan çıkarılmalıdır.
Toplumu kısa süreli nefes alma hissiyle oyalamak, uzun vadeli borç baskısını derinleştiriyorsa burada bir rasyonalite eksikliği yok mudur?
Sorular
Ekonomiyi dengelemeye çalışırken toplumu dengesizleştiriyor olabilir miyiz?
Enflasyonu düşürmek adına girişim cesaretini, üretim kapasitesini ve toplumsal dayanıklılığı zayıflatıyorsak; bu gerçekten başarı mıdır?
Sizce kredi politikaları gerçekten üretimi desteklemek için mi tasarlanıyor, yoksa finansal dengeyi korumak adına toplumsal maliyetler göz ardı mı ediliyor?
Farklı düşünenlerin görüşlerini özellikle merak ediyorum.
Kredi vadelerinin bugünkü yapısını adil ve sürdürülebilir buluyor musunuz?