SİRİUS’un ÇOCUKLARI

 

Yetimhanede başlayan sessizlik, bir çocuğun kimliğinden arındırılmasıyla başlayan sistematik bir dönüşümün ilk adımıydı.

Kayra, yıllarca kendi geçmişiyle arasına koyulan karanlığı delerek, sadece hafızasını değil, halkın ortak belleğini de geri kazanmak için ayağa kalktı.

AKSIS adlı küresel örgüt, devlet aygıtını ele geçirmiş, hafızaları silmiş, geçmişleri yeniden yazmıştı.

Ama bir kişi… Bir kız çocuğu…
Sistemin içinden bir açık buldu.

Kayra’nın hikâyesi, bir hatırlayışın, bir başkaldırının ve yeniden doğuşun romanı.

Sirius'un Çocukları artık yayında!

🟢 Shopier’den Al / Okumaya Başla

Hukukun Üstünlüğü ve Biat Kültürünün İnsana Yüklediği Ağırlık

 Hukukun üstünlüğü, bir toplumun adaletle ayakta kalmasının temel şartıdır. Ama ne yazık ki kimi zaman bu ilke, yerini körü körüne biat kültürüne ve şekilcilik üzerine kurulmuş hiyerarşilere bırakıyor. İşte o zaman hukuk, özgürleştiren bir sistem olmaktan çıkıp, insan aklına ve onuruna yönelik bir baskı aracına dönüşüyor.

Bana göre bu durum, sadece hukuka değil, insan olmanın özüne de aykırıdır. Çünkü insanı insan yapan şey; düşünebilmesi, sorgulayabilmesi ve vicdanıyla hareket edebilmesidir. Eğer bir sistem bireyden sadece itaat bekliyorsa, onun düşünme yetisini hiçe sayıyor demektir.

Şekilcilik ve Hiyerarşinin Tuzakları

Toplumların tarihi, şekilcilik ve hiyerarşinin gölgesinde örselenmiş nice örnekle doludur. Sadece “emir geldi, uygulandı” mantığına dayanan sistemler, zamanla zulmün ve adaletsizliğin meşruiyet kaynağı hâline gelmiştir. Böyle hallerde, “hukuk” aslında adaletin değil, iktidarın sopasına dönüşür.

Bir makamın ya da bir otoritenin sözü, aklın ve vicdanın önüne geçtiğinde; bireyler artık özne olmaktan çıkar, sadece birer nesneye indirgenir. İşte bu, insan onuruna en büyük saldırıdır.

Hukuku Amacı:Yasalar, insan özgürlüğünü korumak için vardır; otoriteyi kutsamak için değil.

Modern demokratik devletler, bu nedenle hukukun üstünlüğünü mutlak bir ilke hâline getirmelidir. Çünkü biliyoruz ki, hukukun olmadığı yerde insanın da gerçek anlamda özgürlüğü olmaz.

İnsan Onuru ve Aklın Değeri

Hukukun üstünlüğünü savunmak, aslında insan aklını ve onurunu savunmaktır. Biat kültürünün dayattığı körü körüne itaate karşı çıkmak, sadece bireysel bir duruş değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Çünkü hukukun asıl amacı; en zayıfı en güçlüyle eşitleyip ve eşit şekilde korunabildiği bir düzen kurmak olmalıdır.

Sonuçta mesele çok açık: Ya özgür bireylerin onurunu koruyan bir hukuk düzeni kurarız ya da körü körüne itaati kutsayan bir hiyerarşinin altında insanlığı törpüleriz. Benim tercihim belli: İnsan aklını ve onurunu yücelten bir hukuk düzeni.

Komünizm ve Emperyalizm: İki Yüzlü Sömürü Mekanizması

 

      Kısır Döngü

  • Komünizmin ve emperyalizmin ilk bakışta birbirine zıt göründüğünü ama aslında tarihsel süreçte birbirlerini beslediklerini söyleyebiliriz.

  • Sovyetler – ABD rekabeti gibi örnekler üzerinden, iki ideolojinin varlığını sürdürmek için birbirinin karşıtlığına ihtiyaç duyduğunu vurgulayabiliriz.

     Komünizmin Emperyalizme Katkısı

  • Komünizmin, özgürlük ve eşitlik vaatleriyle çıkıp otoriter rejimlere dönüşmesi, aslında emperyalizmin elini güçlendirdi.

  • Batı dünyasında “komünizm tehdidi” gerekçesiyle hem halkın hem diğer ülkelerin sömürülmesi kolaylaştı.

     Emperyalizmin Komünizme Katkısı

  • Emperyalist işgaller ve sömürüler, “eşitlikçi alternatif” olarak komünizmin cazibesini artırdı.

  • Yani emperyalizm olmasa, komünizm bu kadar hızlı yayılmayabilirdi.

    Ortak Nokta: Halkın Sömürüsü

  • Her iki sistemde de kazanan küçük bir seçkin sınıf olurken, kaybeden halk oldu.

  • Emperyalizm halkı dışarıdan sömürürken, komünizm halkı içeriden baskı altına aldı.

         Komünizm ve emperyalizm gizli kardeşliği, insanlığı iki farklı zincire vurdu. Asıl özgürlük,                     halkın   kendi aklı  ve emeğiyle kendi kaderini yönetmesinde.


Halkın Devletleşmesi: Kısır Döngüyü Kıracak  Tek Alternatif Model ve Çözümdür

Biri eşitlik adı altında içeriden, diğeri özgürlük adı altında dışarıdan emeği gasp eder. Bu kısır döngüyü kıracak tek yol, milletin kendi iradesiyle devletleşmesidir. Devlet, siyasi kimliklerin ve ideolojik etiketlerin oyuncağı olmaktan kurtarılmalıdır. Asıl dayanak noktası, hukukun üstünlüğü ve milli egemenlik olmalıdır. Devleti güçlü kılan şey; bir parti, bir lider ya da bir ideoloji değil, halkın tamamının kendi iradesini temsil eden hukuk düzenidir.

Atatürk’ün Modeli: Karma Ekonomi

Mustafa Kemal Atatürk, bu anlayışın en net örneğini ortaya koymuştur. Ona göre:

  • Temel eğitim, sağlık ve savunma sanayii devletin tekelinde olmalıdır. Çünkü bunlar, bağımsızlığın ve toplumsal adaletin vazgeçilmez temelleridir.

  • Bunun dışındaki üretim alanları ise halka bırakılmalıdır. Millet, çalışarak ve üreterek hem kendi refahını artırır hem de devletini güçlendirir.

Bu model, karma ekonomi olarak adlandırılmıştır. Yani ne vahşi kapitalizmin sınırsız sömürüsüne, ne de komünizmin baskıcı kolektivizmine teslim olmadan; devlet ile halk arasında dengeli bir işbirliği kurulmasıdır.

Halkın Devletleşmesi Ne Demektir?

Halkın devletleşmesi, sadece seçimlerde oy kullanmak ya da siyasi partiler aracılığıyla yönetimde söz sahibi olmak değildir. Bu kavram:

  • Üretimde aktif rol almak,

  • Hukukun üstünlüğünü gözetmek,

  • Milli değerleri korumak,

  • Ve en önemlisi, devleti çıkar gruplarının oyuncağı olmaktan kurtarmak anlamına gelir.

Devlet halkın malıdır; halk da devletin sahibidir. Bu anlayış kökleştiğinde, hiçbir ideoloji ya da dış güç bu milleti esir alamaz.


Tengricilik ve İnsan Bilinci: Kozmik Farkındalığın Yolculuğu

 

Giriş

Tengrici felsefe, Tanrı’yı evrenden ayrı bir varlık olarak değil, evrenin ta kendisi olarak görür. Bu yaklaşımda insan, Tanrı’dan ayrı değil; O’nun bilincinin bir ifadesidir. Yani, insanın kendi varlığını fark etmesi, evrenin kendi varlığını fark etmesidir.

Modern bilim de bilinci “evrenin en karmaşık fenomenlerinden biri” olarak tanımlar. Peki, Tengrici dünya görüşüyle bilimsel bilinç araştırmaları nerede kesişir?

1. Tengricilik’te Bilincin Yeri

  • Tanrısal Öz: Tüm canlılar “kut” adı verilen ilahi yaşam enerjisinden pay taşır.

  • Bilinç = Tanrı’nın Aynası: İnsan bilinç kazandığında, Tanrı’nın yaratıcı kudreti görünür olur.

  • Ayrıcalık Değil Sorumluluk: Bilinç, üstünlük göstergesi değil; evrensel dengeyi koruma görevini yükler.

Tengricilik’te bilincin amacı, evrensel uyumu fark etmek ve sürdürmektir.

2. Bilimsel Perspektif: Bilinç Nedir?

Bilim, bilinci tamamen çözebilmiş değil, ancak bazı yaklaşımlar Tengricilik ile paralellik taşır:

  • Kuantum Bilinç Teorileri (Penrose-Hameroff): Bilincin kökeninde kuantum süreçler olabileceğini öne sürer. Bu, Tengricilik’teki “kainat bir enerji denizidir” anlayışına benzer bir metafor sunar.

  • Evrimsel Bilinç: Bilinç, evrimsel olarak gelişmiş bir “çevreyle etkileşim” aracıdır. Tengrici bakışta da bilinç, yaşamı anlamak ve dengeyi sağlamak için gelişir.

  • Bütünsel Sistemler Teorisi: Evren, parçaların toplamından fazlasıdır. İnsan bilinci de evrensel sistemin bir “geri bildirim” mekanizması olarak görülür.

3. Ortak Paydalar

 
Tengrici Felsefe Modern Bilim
Bilinç evrensel bütünlüğün tezahürüdür.          Bilinç, karmaşık sistemlerin ortaya çıkardığı bir        fenomendir.
İnsan, Tanrı’nın yaratıcılığını görünür kılar.           İnsan, evrenin kendini gözlemleme aracıdır.
Bilinç sorumluluk getirir.           Bilinç etik, çevre ve yaşam kararlarını etkiler.
        

          

4. Bilinç ve Ahlak

Tengricilik’te ahlak, dışarıdan verilen emirlerle değil, bilincin farkındalığıyla oluşur.
Modern nörobilim de empati, işbirliği ve adalet duygularının beynin doğal fonksiyonları olduğunu gösteriyor. Bu, ahlakın kutsal kitaplardan bağımsız olarak gelişebileceğine dair bilimsel dayanak sağlar.

Sonuç

Tengricilik ve modern bilinç araştırmaları farklı disiplinlerden geliyor olsa da, evreni kendini fark eden bir bütün olarak görme fikrinde buluşur.

Bu perspektif, insanın hem evrensel varlık hem de evrenin sorumluluk sahibi temsilcisi olduğu düşüncesini güçlendirir.

“Ben Tanrı değilim ama Tanrı’danım.
Ben evreni yaratmadım ama evrenin yaratıcılığı bende akıyor.”

Bilimsel Kaynaklar ve Dipnotlar

1. Kuantum Zihin: Orch-OR Teorisi

  • Roger Penrose ve Stuart Hameroff’un geliştirdiği Orchestrated Objective Reduction (Orch OR) modeli; bilincin mikrotübüllerdeki kuantum süreçlerle açıklanabileceğini önerir 

  • Penrose’un kitabı The Emperor’s New Mind bilincin algoritmik olmadığını vurgular 

  • Hameroff’un kaynak sayfası da bu teoriyi detaylı biçimde açıklar 

  • Şimdilerde bazı deneysel çalışmalar (örneğin mikrotübüllerdeki süperradyans) bu teoriyi yeniden gündeme getirmiştir 


2. Empati ve Sinirbilimsel Temeller

  • Jean Decety ve diğer sosyoneurobilimcilerin çalışmaları, empati ve ahlak duygularının beynin belirli bölgelerine (örneğin ventromedial prefrontal korteks) bağlı olduğunu ortaya koyar 

  • Mirror neuron (ayna sinir hücresi) sisteminin duyguların paylaşılmasını ve başkasının niyetine duygusal olarak yanıt vermeyi sağladığı düşünülmektedir 

  • Nörobilim, empati eksikliğinin şiddet, toplumsal yabancılaşma gibi ruhsal problemlere yol açtığını gösteriyor 


3. Zihin, Bilinç ve Doğanın Çözülmesi

  • Kuantum fiziği, maddenin enerji olduğunu ve evrende her şeyin enerji titreşimlerinden oluştuğunu söyler; bu, Tengrici düşüncenin “enerji denizi” metaforuyla örtüşebilir.
    (Not: Bu bağlantı metaforik ve felsefi; bilimsel olarak “tanrı kanıtı” değildir.)

Kaynaklar ve Tanıklıklar

  1. **Penrose & Hameroff — Orch OR Teorisi:**
    Bilincin kuantum mikrotübüler süreçlerden ortaya çıktığını öne süren teoridir.
    Kaynaklar: Orch OR modeli (Hameroff & Penrose) thetimes.co.uk+9en.wikipedia.org+9Stuart Hameroff, MD+9

  2. **Roger Penrose’ın Bilincin Doğası Üzerine Felsefi Bakışı:**
    İnsan bilincinin, hesaplanabilir algoritmik süreçlerle açıklanamayacağını savunur.
    Kitap: The Emperor’s New Mind Stuart Hameroff, MD+4en.wikipedia.org+4en.wikipedia.org+4

  3. **Empati ve Ahlaki Beyin Fonksiyonları:**
    Ventromedial prefrontal korteks gibi beyin alanları, empati ve ahlaki kararlarla ilgilidir.
    Araştırma: Jean Decety ve meslektaşları en.wikipedia.org+2sciencedirect.com+2

  4. **Ayna Nöronlar ve Empatik Bağlantı:**
    İnsan beyni başkalarının hareket ve duygularını benzer şekilde işler; bu sinirsel temeli gösterir.
    Kaynak: Mirror neuron araştırmaları en.wikipedia.org+1

  5. **Empati Eksikliği ve Bireysel Şiddet İlişkisi:**
    Empati gelişimindeki bozulmaların ruhsal bozukluklara, toplumsal şiddete zemin hazırladığı bulunmuştur.
    Haber: Empati eksikliği ve toplumsal yansımalar theaustralian.com.au

Kuantum Fiziği ile Tengrici Felsefe Arasındaki Köprüler


 Evren nedir? Madde mi, enerji mi, yoksa kutsal bir bütünlük mü? Tengrici felsefe, “Tanrı kainatın ta kendisidir” diyerek her şeyin aynı özden geldiğini söyler. Modern kuantum fiziği ise madde ve enerjinin birliğini, evrenin enerji alanlarıyla örülü olduğunu ortaya koyar. Bilim ve kadim inanç farklı diller konuşsa da, aralarındaki kavramsal köprüler dikkat çekici olabilir. Bu yazıda, kuantum fiziğinin bulgularıyla Tengrici dünya görüşü arasındaki paralellikleri keşfedeceğiz.

1. Tengricilik’teki temel fikir

  • Tanrı = Evren = Varlık

  • Her şey aynı “öz”den oluşur (Tanrısal kıvılcım).

  • Evren bir enerji denizidir, her şey bu enerjinin bir formudur.

  • İnsan bilinci, evrenin kendini fark etme aracıdır.


 2. Kuantum fiziğinde görülen bazı benzer kavramlar

a) Madde = Enerji

  • Einstein’ın E=mc2E = mc^2 denklemi: Madde ve enerji aslında aynı şeyin iki hali.

  • Tengricilik’te “her şey aynı özden” düşüncesi, kuantumda madde ve enerjinin özdeşliğine benzer.

b) Alan teorisi ve enerji denizi

  • Modern kuantum teorisine göre, evren “kuantum alanları” ile doludur. Parçacıklar bu alanlardaki titreşimlerdir.

  • Tengricilik’te “kainat enerji denizidir” ifadesiyle bu, kavramsal olarak örtüşür.

c) Birlik ve bağlantılılık

  • Kuantum dolanıklık (entanglement): İki parçacık, ne kadar uzak olursa olsun anında bilgi paylaşabilir.

  • Bu, “her şey birbirine bağlıdır” felsefi görüşüne benzer.

d) Gözlemcinin rolü

  • Kuantum deneylerinde (çift yarık deneyi gibi) gözlemci, sistemin nasıl davrandığını etkileyebilir.

  • Tengricilik’te insan bilinci, Tanrı’nın yaratıcılığını görünür kılar. Yani “bilinç, gerçeği şekillendirir.”


     NOT:

  • Kuantum fiziği doğrudan Tanrı, ruh veya kutsallık tanımlamaz; sadece fiziksel olayları ölçer.

  • Tengricilik ise bilimsel bir model değil, bir inanç ve yaşam felsefesidir.

  • Dolayısıyla benzerlikler, metaforik ve yoruma açık düzeydedir.


Çin’in Komünizmden Hukukun Üstünlüğüne Geçişi: Türkiye İçin Stratejik Dersler

 

Eşitlik söylemi altında halkı üç beş kuruşa mahkûm eden komünizm dönemi, Çin’de tarihe karıştı. Yirmi yıl boyunca süren sessiz ama kararlı bir toplumsal mücadele, sonunda liberal hukuk devleti ilkesine dayalı yeni bir düzenin kapılarını araladı. Artık Çin halkı, kendi emeği için çalışıyor, kendi üretimini yapıyor ve yalnızca kendi ürettiklerini tüketiyor. Bu gelişme, küresel sömürü baronlarının en büyük kâbusu oldu. Çünkü ne kadar “robotik teknoloji” iddiaları ortaya atılsa da, hâlâ insan emeğine ihtiyaç var. Ve Çin halkı, onlarca yıl süren sömürü düzeninden bıkmış, usanmıştı.

Komünizmin Sonu, Hukukun Yükselişi

Hukuk denetiminden yoksun vahşi kapitalizm ne kadar tehlikeliyse, devlet baskısına dayalı komünizm de en az o kadar tehlikelidir. Çin örneği, tek kutuplu ekonomik modellerin er ya da geç halkın refahını yok ettiğini gösteriyor. Gerçek çözüm; halkın devletleşerek, karma ekonomi modeli ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle kendi kendini yönetmesidir.

Küresel Sömürü Düzeninin Kâbusu


Küresel güçler, gelişmekte olan ülkeleri ucuz iş gücü ve pazar olarak görmeye alıştı. Ancak Çin’in kendi üretim-tüketim zincirini kurması, bu düzenin kırılmasına yol açtı. Bu durum, yalnızca ekonomik değil, siyasi dengeleri de altüst etti.

Türkiye ve Dünya İçin Çıkarılacak Dersler

  1. Ekonomik Bağımsızlık Olmadan Siyasi Bağımsızlık Mümkün Değildir. Yerli üretim, yerli tüketim zincirleri ulusal güvenlik meselesidir.

  2. Hukukun Üstünlüğü Vazgeçilmezdir. Ne vahşi kapitalizm ne otoriter devletçilik halkın refahını sağlar.

  3. Toplumsal Birlik Şarttır. Sistemi değiştirecek güç, halkın ortak hedefler etrafında birleşmesidir.

  4. Karma Ekonomi Modeli. Stratejik alanlarda devletin koruyucu, diğer alanlarda girişimci özgürlüğünü sağlayan hibrit model en dengeli çözümdür.

  5. Küresel Sömürüye Direnç. Ekonomik bağımsızlık, uluslararası baskılara karşı en güçlü kalkandır.

Çin’in dönüşümü, küresel siyasette bir kırılma noktasıdır. Bu değişim, Türkiye dahil tüm ülkeler için açık bir ders niteliğindedir: Ülkenin geleceği, kendi emeğini koruma iradesine ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmakla şekillenir.

SİRİUS'un ÇOCUKLARI

İnsanlık Neden Hiçbir İdeolojiye Sığmıyor?

 Çünkü: İdeolojiler İnsan Doğasından Kopuk Modern ideolojilerin neredeyse tamamı:  insanı değil sistemi merkeze alır.    insanı ya “üretim ...