Kitap/ SİRİUS'un ÇOCUKLARI

6/recent/ticker-posts

Borsa Aracı Kurumların Tekelinden Kurtulmadan Meslek Olamaz

Borsa yıllardır bize bir “yatırım alanı” olarak anlatılıyor. İnsanlara finansal okuryazarlık tavsiye ediliyor, yatırım yapmaları teşvik ediliyor, sermaye piyasalarının büyümesinden söz ediliyor.

Ama kimse şu soruyu yeterince yüksek sesle sormuyor:

Bir insan geçimini finans piyasalarında işlem yaparak sağlıyorsa, neden bunun adı hâlâ bir meslek değil?

Bugün kendi sermayesiyle çalışan, yıllarca piyasa tecrübesi edinmiş, teknik ve temel analiz bilen, risk yönetimi yapan ve bütün gününü piyasaları takip ederek geçiren binlerce insan var. Ancak sistem bu kişileri profesyonel bir ekonomik aktör olarak değil, neredeyse yalnızca “aracı kurum müşterisi” olarak görüyor.

Bence sorunun temelinde de bu yatıyor.

Aracı Kurum Aracı mı, Piyasanın Oyuncusu mu?

Önce kavramları doğru yere oturtalım.

Aracı kurum dediğimiz yapı, adı üstünde, aracılık hizmeti veren kurumdur.

Yatırımcının piyasaya erişmesini sağlar, işlem altyapısını sunar, emirlerini borsaya iletir ve bunun karşılığında komisyon alır.

Buraya kadar hiçbir sorun yok.

Sorun şu noktada başlıyor:

Aracılık hizmeti veren kurum ile piyasada kendi sermayesiyle pozisyon alan yatırımcı kurum aynı yapının içinde bulunduğunda ciddi bir çıkar çatışması ortaya çıkıyor.

Bir kurum hem benim işlemlerimden komisyon kazanıyor hem de piyasada benimle aynı tarafta ya da karşı tarafta pozisyon alabiliyorsa burada artık yalnızca “aracılık” ilişkisinden söz etmek zorlaşıyor.

Çünkü benim işlem alışkanlıklarımı bilen, emir akışını gören, piyasaya erişim konusunda teknolojik ve finansal üstünlüğe sahip bir yapı aynı zamanda piyasanın aktif oyuncularından biri hâline geliyor.

İşte tam da bu nedenle aracı kurumlar ile yatırım şirketlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorum.

Aracı kurum aracılık yapmalı.

Yatırım şirketi yatırım yapmalı.

Bu iki fonksiyon birbirine karıştırılmamalı.

Yatırımcı Kazanıyor, Aracı Kurum Daha Fazlasını Kazanıyor

Bir de meselenin komisyon tarafı var.

Aktif şekilde al-sat yapan bireysel yatırımcıların ne demek istediğimi çok iyi anlayacağını düşünüyorum.

Örneğin günlük işlemleriniz sonucunda 3 bin TL kazandığınızı düşünün.

İşlem hacminize bağlı olarak bunun çok önemli bir bölümü komisyon, vergi ve diğer işlem maliyetlerine gidebiliyor.

Yani bütün riski siz alıyorsunuz.

Sermaye sizin.

Zarar ihtimali sizin.

Ekran başında geçirilen saatler sizin.

Psikolojik baskı sizin.

Ama kazancın önemli bir kısmı, yalnızca işlemin gerçekleşmesine aracılık eden sisteme gidiyor.

Üstelik yatırımcı zarar ettiğinde de komisyon ödemeye devam ediyor.

Aracı kurum açısından bakıldığında ise işlem yaptığınız sürece gelir devam ediyor.

Bu yapı bana göre tartışılmaya değer.

Çünkü sermaye piyasalarının amacı yalnızca aracı kurumların büyümesi değil, aynı zamanda yatırımcının da piyasada sürdürülebilir şekilde var olabilmesidir.

Neden “Bireysel Yatırım Şirketi” Kurulamıyor?

Asıl üzerinde durulması gereken noktalardan biri de burada.

Bir insan kendi sermayesiyle 20-30 milyon TL büyüklüğünde bir portföy yönetebiliyorsa, yıllardır düzenli şekilde piyasalarda işlem yapıyorsa ve geçimini buradan sağlıyorsa neden ekonomik sistem içerisinde bunun karşılığı olan açık bir mesleki statüye sahip olmasın?

Nasıl bir kişi kendi sermayesiyle bir dükkân açabiliyor, danışmanlık şirketi kurabiliyor, yazılım şirketi kurabiliyor veya ticaret yapabiliyorsa; belirli şartları sağlayan bir yatırımcı da kendi sermayesini yöneten bireysel yatırım şirketi kurabilmelidir.

Burada elbette başkalarının parasını yönetmekten söz etmiyorum.

Konu çok daha basit:

Kişi yalnızca kendi parasını yönetecek.

Belirli bir sermaye büyüklüğü olacak.

Muhasebesi olacak.

Vergisini ödeyecek.

Faaliyet alanı açıkça tanımlanacak.

Finans piyasalarından elde ettiği gelir de hukuken ve ekonomik olarak bir mesleki faaliyet kapsamında değerlendirilecek.

Bunun neden mümkün olmadığını gerçekten anlamakta zorlanıyorum.

Komisyon Yerine Vergi Ödemeyi Tercih Ederim

Açık söyleyeyim:

Ben yüksek işlem maliyetlerini aracı kurumlara ödemek yerine, makul ve açık şekilde belirlenmiş bir vergiyi devlete ödemeyi tercih ederim.

En azından bunun karşılığında yaptığım faaliyetin hukuki ve mesleki bir karşılığı olur.

Vergimi öderim.

Şirketimi kurarım.

Gelirimi kayıt altına alırım.

Finans piyasalarında işlem yapan biri olarak ekonomik sistem içerisinde açık bir statüm olur.

Üstelik böyle bir sistem devlet açısından da kayıt dışılığı azaltır ve yeni bir vergi tabanı oluşturabilir.

Finans Piyasaları Birkaç Kurumun Alanı Olmamalı

Sermaye piyasalarının gelişmesinden söz ediyorsak yalnızca bankaları, aracı kurumları ve büyük fonları düşünemeyiz.

Bireysel yatırımcı da bu piyasanın bir parçasıdır.

Hatta sermaye piyasalarının tabana yayılmasından söz ediyorsak sistemin merkezinde bireysel yatırımcı olmalıdır.

Ama bireysel yatırımcıyı yalnızca komisyon ödeyen müşteri olarak görürsek gerçek anlamda gelişmiş bir sermaye piyasası oluşturamayız.

Benim savunduğum şey çok basit:

Aracılık faaliyeti ile yatırım faaliyeti birbirinden ayrılmalıdır.

Aracı kurum, yatırımcıya altyapı sağlamalı ve bunun karşılığında makul bir ücret almalıdır.

Yatırım yapmak isteyen şirket yatırım şirketi olarak faaliyet göstermelidir.

Kendi sermayesiyle profesyonel şekilde işlem yapan bireylerin de belirli şartlar altında kendi yatırım şirketlerini kurabilmelerinin önü açılmalıdır.

Böylece hem finans piyasalarında tekelleşmenin önüne geçilir hem de yıllardır ekran başında kendi sermayesiyle çalışan insanların yaptığı iş nihayet gerçek bir ekonomik faaliyet olarak kabul edilir.

Çünkü bugün kabul etsek de etmesek de bir gerçek var:

Bir insan sabah piyasalar açılmadan bilgisayarının başına geçiyor, dünyadaki gelişmeleri takip ediyor, bilanço inceliyor, grafik analiz ediyor, risk hesaplıyor, sermayesini yönetiyor ve geçimini buradan sağlıyorsa…

O insan yatırım yapmayı hobi olarak yapmıyor.

Bir iş yapıyor.

Ve yapılan bir iş varsa, onun adı da bir gün meslek olmak zorundadır.

Yorum Gönder

0 Yorumlar