Kitap/ SİRİUS'un ÇOCUKLARI

6/recent/ticker-posts

Kediler Sokak Hayvanı Değil, İnsanlar Tarafından Sokaklara Düşürülmüş evcil canlılardır.


Şehirde yaşayan kedileri izleyen herkesin içinde benzer bir soru beliriyor:

Bu kadar hassas, ürkek, sıcak-soğuk değişimlerinden kolayca etkilenen, güvenli bir köşeye ve düzenli besine ihtiyaç duyan evcil canlılar nasıl oldu da “sokak hayvanı” diye anılmaya başlandı?

Bir kedinin kaldırımlarda dolaşması, apartman boşluklarında doğurması, çöp kenarında yemek araması ya da yağmurdan kaçacak yer bulamaması; onun doğasının sokak olduğu anlamına gelmez. Bir canlı, zor koşullarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor diye o koşulların ona uygun olduğunu söyleyemeyiz.

Kediler sokakta hayatta kalabilir. Ama hayatta kalmak ile iyi yaşamak arasında çok büyük bir fark vardır.

Kediler sokaktan gelmedi, insanın yanına geldi

Evcil kedilerin hikâyesi aslında insan yerleşimleriyle birlikte başladı. Tarımın ortaya çıkışıyla insanlar tahıl depolamaya başladı; tahıl fareleri çekti, fareler de yaban kedilerini. Kediler, insanların kurduğu yerleşimlerde düzenli av buldu. İnsanlar da fareleri uzak tutan bu hayvanları tolere etti, korudu ve zamanla yaşamına dahil etti. Yani kedinin insanla ilişkisi, başından beri “şehirde tek başına yaşasın” ilişkisi değildi; insan yerleşimlerinin çevresinde kurulan karşılıklı bir yaşam ilişkisiydi.

Bugünün kedisi ise binlerce yıl önceki yaban kedisi değildir. Av içgüdüsü hâlâ güçlüdür; bağımsız davranabilir; bazıları insanlardan uzak yaşamayı da başarabilir. Fakat evcil kedi, insan dünyasının içinde şekillenmiş bir canlıdır. İnsanla iletişim kurabilen, insan bakımına uyum sağlayan, insan yerleşimlerinin kaynaklarına bağımlı hâle gelen bir türdür.

Bu yüzden “Kediler zaten sokak hayvanıdır” cümlesi, hem tarihsel hem vicdani olarak eksik ve yanlış bir cümledir.

Sokak, kedilerin doğal yaşam alanı değil; insanların ihmali sebebiyle oluşmuş bir yaşam alanıdır

Sokakta gördüğümüz kedilerin önemli bir kısmı, bir zamanlar bir eve ait olmuş ya da evcil kedilerin kontrolsüz çoğalmasıyla dünyaya gelmiş hayvanlardır. Kaybolan, terk edilen, kısırlaştırılmayan kediler ve onların yavruları zaman içinde sokakta yaşayan büyük popülasyonlar oluşturur.

Bu nedenle sokak kedisi meselesi, yalnızca “hayvanseverlik” meselesi değildir. Aynı zamanda insani sorumluluk meselesidir.

Bir kediyi sahiplenip sonra sokağa bırakmak, ona özgürlük vermek değildir. Onu bilmediği, hazırlıksız olduğu ve çoğu zaman ölümcül tehlikelerle dolu bir düzene bırakmaktır.

Bir kediyi kısırlaştırmamak da sadece bireysel bir tercih değildir. Çünkü kontrolsüz doğan her yavru, çoğu zaman hastalıkla, açlıkla, trafikle, şiddetle veya erken ölümle karşı karşıya kalacak yeni bir hayat demektir.

Şehir hayatı kediler için “doğal ortam” değildir

Bazı insanlar kedilerin sokakta özgür ve mutlu olduğunu düşünür. Oysa şehir, bir kedinin doğal ortamı değildir.

Asfalt, trafik, motor sesi, korna, inşaat gürültüsü, köpek saldırısı, araç çarpması, zehirlenme, kötü muamele, enfeksiyonlar, parazitler, kavga ve açlık… Bunların hiçbiri kedinin “özgür yaşamının doğal parçası” değildir. Bunlar insanın kurduğu şehir düzeninin tehditleridir.

Kediler ani seslere ve beklenmedik hareketlere karşı son derece hassastır. Bir arabanın hızla yaklaşması, motosiklet sesi, havai fişek, inşaat gürültüsü ya da kalabalık bir caddenin karmaşası onlar için sürekli devam eden stres kaynağıdır. Kediler kendilerini güvende hissetmediklerinde saklanır, kaçar, donakalır veya saldırganlaşır. Bu, “huysuzluk” değil; hayatta kalma tepkisidir.

Dışarıda serbestçe dolaşan kediler; araçlar, diğer hayvanlarla kavgalar, parazitler ve bulaşıcı hastalıklar gibi çok sayıda riskle karşılaşır. Veteriner hekimlik kuruluşları bu nedenle kontrolsüz dışarı erişimi yerine, güvenli bahçe alanı, korunaklı balkon, kedi çiti veya tasmalı-gezdirmeli kontrollü erişim gibi seçenekleri öneriyor.

“Kedi dayanıklıdır” sözü, çoğu zaman acıyı görünmez kılar

Kediler gerçekten dayanıklı görünebilir. Yaralıyken saklanabilir, hastayken ses çıkarmayabilir, günlerce aç kalabilir, soğukta bir araba motorunun yanında uyumaya çalışabilirler.

Ama bu dayanıklılık, onların acı çekmediği anlamına gelmez.

Tam tersine, kediler hastalıklarını ve ağrılarını uzun süre gizleyebilen hayvanlardır. Bu yüzden dışarıda yaşayan bir kedinin gerçekten iyi olup olmadığını anlamak çoğu zaman zordur. Bir gün gördüğünüz kedi, ertesi gün ortadan kaybolabilir. İnsanlar buna alıştıkları için “herhâlde başka yere gitti” der. Oysa kaybolan kedilerin hepsi başka bir mahallede yeni bir hayat kurmaz.

Bazıları hastalanır. Bazıları araç altında kalır. Bazıları kavga sonucu yaralanır. Bazıları soğukta, sıcakta, açlıkta veya enfeksiyonla mücadele ederken ölür.

Sokakta yaşayan kedilerin hayatı çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar romantik değildir.

Sıcak, soğuk ve susuzluk: Kedilerin görünmeyen mücadelesi

Kediler kürklü oldukları için birçok insan onların hava koşullarından etkilenmediğini sanır. Oysa aşırı sıcak, aşırı soğuk, yoğun yağmur, kar, buz ve sıcak hava dalgaları kedilerin sağlığı ve refahı için ciddi tehdit oluşturabilir. Uluslararası Kedi Bakımı kuruluşu da aşırı hava olaylarının kedilerin sağlığı ve iyilik hâli üzerinde risk yaratabileceğini özellikle vurguluyor.

Yazın gölge bulamayan bir kedi sıcak çarpması, susuzluk ve bitkinlik riskiyle karşılaşabilir. Kışın ise ıslak zemin, soğuk rüzgâr ve don olayları özellikle yavrular, yaşlılar ve hastalığı olan kediler için ağır sonuçlar doğurabilir.

Şehirde bir kedinin suya erişimi de her zaman sanıldığı kadar kolay değildir. Kirli su birikintileri, kapalı işletmeler, betonlaşmış alanlar, araç trafiği ve insanların rahatsız etmesi; basit görünen suya ulaşma ihtiyacını bile zorlaştırabilir.

Bu nedenle sokakta bir kap su bırakmak küçük bir iyilik değildir. Bazen bir canlının o günü atlatabilmesi demektir.

Tuvalet meselesi ve olmayan toprak alan

Kediler tuvalet konusunda hassas hayvanlardır. Güvenli, temiz ve kendilerini tehdit altında hissetmeyecekleri toprak alan ararlar. Betonla kaplı şehirlerde toprak alanların azalması, kediler için yalnızca konfor kaybı değildir; günlük yaşamlarını zorlaştıran vahim bir durumdur. Toprak alan bulamadıkları zaman tuvaletini uzun süre tutarlar. Tuvaletlerini uzun süre tutmalarının doğrudan böbrek yetmezliğine yol açıp açmadığını bilmiyoruz. Ama böbrek hastalıkları ve idrar yolu sorunları kedilerde en sık görünen hastalıklar olduğunu biliyoruz. Tabi bu hastalıklar; beslenme, su tüketimi, enfeksiyon, stres, iltihap ve farklı sağlık nedenleriyle ilgilide olabilir. 

Kısaca: Bir kedinin güvenli, temiz ve ulaşılabilir bir tuvalet alanı bulamaması onun yaşam kalitesini düşürür; stresini artırır ve sağlıklı davranışlarını sürdürmesini zorlaştırır.

Sokakta doğmuş olmak, sokağın doğru yer olduğu anlamına gelmez

Bu konuda en çok karıştırılan nokta şudur:

“Bazı kediler sokakta doğuyor. Demek ki sokak onların evidir.”

Hayır.

Bir çocuk savaşın ortasında doğdu diye savaş onun doğal yaşam alanı olmaz. Bir insan yoksulluk içinde doğdu diye yoksulluk normalleşmez. Bir kedi sokakta doğdu diye sokak onun için güvenli, sağlıklı ve huzurlu bir hayat sunuyor sayılmaz.

Sokakta doğmuş kediler elbette vardır. Bazıları insanlarla çok az temas kurduğu için ev yaşamına uyum sağlamakta zorlanabilir. Bazıları daha temkinli, daha mesafeli ve daha bağımsız olabilir. Bu kedilerin her birini zorla eve kapatmak doğru bir çözüm olmayabilir.

Ama çözümün zorluğu, sorunun normal olduğu anlamına gelmez.

Bu hayvanlar için yapılması gereken; düzenli besleme, temiz su, güvenli barınak, kısırlaştırma, tedavi, yaralı ve hasta kedilerin veteriner desteğine ulaştırılması, yavruların sosyalleştirilerek yuvalandırılması ve terk edilmeyi önleyecek ciddi bir toplumsal bilinç oluşturulmasıdır.

Kediyi sevmek, onu sokakta bırakmayı romantikleştirmek değildir

Kediyi sevmek sadece fotoğrafını paylaşmak, başını okşamak veya önüne ara sıra mama koymak değildir.

Kediyi sevmek;

Onu terk etmemektir.

Kısırlaştırmayı sorumluluk olarak görmektir.

Hasta olduğunda “doğa halleder” dememektir.

Yavrularını “nasıl olsa biri bakar” diyerek sokağa bırakmamaktır.

Sokakta yaşayan kedilerin açlık, susuzluk, hastalık ve tehlike içinde görünmez olmasına izin vermemektir.

Ve en önemlisi, sokakta yaşayan bir kedinin özgür olduğu için değil, çoğu zaman başka seçeneği olmadığı için orada bulunduğunu anlamaktır.

Son söz: Kediler sokakta değil, bizim vicdanımızda kayboluyor

Kediler ne tamamen vahşi doğanın hayvanıdır ne de yalnızca ev dekorasyonu gibi görülmesi gereken canlılardır.

Onlar insanla birlikte yaşam kurmuş, insana güvenmeyi öğrenmiş, insan yerleşimlerinin içinde var olmuş hassas canlılardır.

Bugün sokakta gördüğümüz her kedi, bize aynı soruyu soruyor:

“Beni buraya kim bıraktı?”

Bu sorunun cevabı bazen bir insanın terk edişinde, bazen kısırlaştırılmayan bir kedide, bazen görmezden gelinen bir yarada, bazen de “kediler zaten sokak hayvanı” diyerek sorumluluğu normalleştiren düşüncede saklıdır.

Kediler sokak hayvanı değildir. Kediler insanlar tarafından sokaklara düşürülmüş evcil canlılardır.

Onlar, insanların ihmali sebebiyle sokakta yaşamaya mecbur bırakılmış evcil canlılardır.

Kedilerin sokaklarda hayatta kalabiliyor olmaları, sokakta yaşamayı hak ettikleri anlamına gelmez.

Not: Kedilerde idrar yapamama sorunu, acil veteriner müdahalesi gerektiren, hayati risk taşıyan bir durumdur.

Yorum Gönder

0 Yorumlar